Alnına koyamadan veda busesi... / Feryal Pere


Aykut Hoca, verdiğin sevinçler için bin teşekkür. Yolun açık olsun. Mutlu olduğunu bilelim de yenileri öyle selamlayalım. Sana da bol şans Kanarya.
Hak edilmiş nazik ve duygulu vedalara hasret çekenler bölge sorumlusu olarak, Salzburg Musiki Cemiyeti öncesi konuya dokunmayı borç bildim: Aykut Kocaman’ın teşekkürler ve alkışlarla süslenemeyen, sessiz sitemsiz gidişine kayıtsız mı kalındı? Yoksa içten içe sızı var mı? Vardır mutlaka. Rakıların ve şarapların veda ilanlarını okurken, gözü dolmayan memleket evladı var mı? Çevremde yok. Evet evet, bize emanet dedik üzüm sularına. Rakı ilanına kederlenirken, kimse “Demek sen şarap düşmanısın” demedi mesela. Tersi de olmadı. Fakat Fenerbahçeli olmak ne güzel bir şey!!! 

O güzelim şarkının senelik hükmü varmış. Önce Lefter abi gitti, sonra Doktor Alex, sonra Aykut Kocaman. Bu sebeptendir dedim, Ankaralı Meireless dili gayet güzel dönse de mekân adlarını “Dırdırdırdır...” olarak geçiştiriyor. Bildiğin zeminlerin kolayca kayması, hayatında hep olacak sandığın kahramanlarının birdenbire uzaklaşması sebebiyle, ritmi tutturup isimleri es geçmek daha sağlıklı! 

Aykut Kocaman, bambaşka bir hikâyemiz olabilir umuduydu. Teee Trabzonspor’dan alınan şampiyonluk gecesi cümlelerinden beri. Hasrettik. Bayraklar balkonlarda salınırken, Oğuz Çetin’le birlikte ‘yollandılar’ ve bayraklar çok evde içeri alındı. Çocuklar ağladı. Büyüklerin gözüne ‘bişeyler’ kaçtı. Yarım kalan her hikâyede olduğu gibi boğazda yumru. Yıllardan sonra, öyle bir kavuşma ki aman aman... Görev tarifini çok aşan işler başına kaldı, bir insana bu kadarı çok gelmez mi demeden omuzlarına aldığı yükleri taşıdı. 

Bir yandan çocuklarını etkilerden uzak tutup yeni sezona hazır tutmaya çabalarken, tertemiz yüzü, sevenlerine hep gülümsermiş gibi görünen ifadesiyle, başları dik tuttu. Onun sesiyle Fenerbahçeliler “Kara günlerde yalnız değiliz” dedi ama o hep yalnızdı. Biliyorum, yukardaki tek hece bile bilinmeyen durumlar değil. Ancak bize okulda böyle öğrettiler, serim-düğüm-çözüm!!! Evet elbet, Alex yarasını andıracak yara bulunmaz. Keşke sadece ikisi, Boğaz’da uzun uzun yemek yeseler, kimse duymasa, bilmese, kırk yılda bir Hollywood mutlu sonları bu hikâyeye de değse diye hayal etmiştim. Affedersiniz Sayın Beyatlı, ama insan âlemde hayal ettiği müddetçe yaşarken başka insanların da hoyrat hayalleri olduğunu ve sonunda nadiren iyilerin kazandığını hesaba katmıyor. Kabahatin çoğu sende canım kardeşcağızım Alex De Souza, yazık oldu. Bilgi kirliliği ya da bilgisizlik çöplüğünde bu topraklardan olana daha vahşi davranırız. Yabancı genellikle haklıdır. Ama yabancı var, yabancı var. Böyle bakınca, mesela Zico buralıdır sanıyorum. Pierre buralı. Alex hepten karışık, Hem buralı hem oralı. Neyse işte, derdim güzel vedalar. Uktesiz uğurlamalar. Gidiyorlar çünkü. Birini severken, illa diğerini suçlamalar, yaftalamalar olmasın. 

Aykut Kocaman ile uzun ömürlü beraberlik hayal ederken, gitti (Yapacak hiçbir şey yok, gitmek istedi gitti, hem anlıyorum hem çok acı, tek taraflı bitti!!!). 

Skorlar, dizilişler bir yana, Salih Uçan’ın golüne sevindiği fotoğrafı ile bile iyi ki tanımışız dedirten Aykut Kocaman, kulübede oturmayacak artık. 

O hiçbir baskıya eğilmeyen başını, taraftara saygı ile eğerken hatırlanacak. Böyle kaçar gibi tatile gidince olmadı ama. Aykut Kocaman’ın hâlâ ne kadar genç olduğunu hiç bilemedik. Olgun doğmuşlardan o da. 

Fenerbahçeliler’in gözüne (son on dakikalarda deyolla!!!) neşeler serpen, yüz ağartan Aykut Hoca, verdiğin sevinçler için bin teşekkür. 
Yolun açık olsun. 
Mutlu olduğunu bilelim de yenileri öyle selamlayalım. 
Gelse de en acı sözler dillere, vardır belki hikâyenin devamı. Başka başka biçimlerde. 
Fenerbahçem, sen de akşam yüz güldür emi! Bol şans.


Arşiv