Hikayesi Faruk Duman’dan – Erkan Aslan

Dilimiz kendi sesini, müziğini ve ruhunu her şeye karşın bulmakta ve tanelenmektedir. Bir dilin mimarı:, o dilin yazarlarıdır en çok da. Ona nefes aldıran, havalandıran, yenileyen, türeten ve aşık.

Dil, yazarın uzağıdır ve o uzak, peşindekinden öndedir kuşkusuz. îşte bunu böyle kabul eden ve tam da dilin bu uzak ufkunda Faruk Duman ve eserleri durur. Kendi dilini bulan, kendi sesiyle ünleyen ve dünyasını kuran günümüz Türk edebiyatının birkaç isminden biridir.


Duman, dili, “Türkülerdeki gibi, şirin bir şey” olarak gören; yazı geleneğini, katı sınıflamaları yok sayıp, Dede Korkut’a, Nasrettin Hoca’ya, halk masallarıyla Doğu’nun köklü hikayelerine bağlayan, bunu bir miras olarak kabul eden; “Dilimiz, ufkumuzdur, biz ilerledikçe o uzaklaşır. Türkçeyle neler yapılabileceğini hayal bile edemeyiz. Kişisel diller için de böyledir; yazarın, ya da okurun dil kurallarıyla, dil sınırlarıyla ilgilenmemesi gerekir” diyerek de, hem Türkçeye hem de bize değin uzanan köklü bir yazınsal geçmişe yaslanır, ona omuz verir. İlk kitabı, “Seslerde Başka Sesler” ile başlayan üzerinde durmaya pek gerek görmediği doğaya ve onun en has öznesi olan canlılara yazınsal yolculuğunu bir seyyah gibi sürdürür ve “Ve Bir Pars Hüzünle Kaybolur” adlı son romanı ile hem kendi dilinin hem de Türkçenin sınırlarını genişletirken, günümüz yazının da artık üzerinde durmaya pek gerek görmediği doğaya ve onun en has öznesi olan canlılara uzatır kalemini.

DÜNYA HEM ELİMİZDEN HEM DE DİLİMİZDEN KAYIP GİDİYOR

En çok da Yaşar Kemal’in anlatımıyla birer destana dönüşen doğa ve canlılar bizlere -şehirlilere- çok mu çok uzaktır artık. Artık, satırlar arasında atlar kişneyip şaha kalkmıyor, alageyikler o güzel sesleriyle gerdeğe giren toy avcıları baştan çıkarmıyor da, dünya yavaş yavaş hem elimizden hem de dilimizden kayıp gidiyor.

Nesli tükenen her canlı ile birlikte dil de ölmüyor mu zaten? Işte, kitabın ithaf edildiği son Anadolu Parsı da hem gözlerimizden hem de dilimizden silinmemiş midir bu yolla?
Doğa ve canlılar türlü gerekçe ve kılıflarla her gün acımasız bir vahşete maruz kalıyor. Mesela HES’lerî düşününce… Hüzünle, hatta kederli hıçkırıklarla kaybolmuyor mu akarsularımız, i t akarsular, o ormanlar kendilerine sığman zavallı canlıların teleflerine nasıl dayanıyordur dersiniz? Zevk için öldüren tek canlı insandır, maalesef.

Faruk Duman da bu kıyıma sessiz kalamıyor, “Ve Bir Pars Hüzünle Kaybolur”da. Bunu hem kitabın adından hem de satırlarının arasında gizle- – nen ormanın ve canlıların içimizi sızlatan seslerinden anlıyoruz. Ve böyle giderse belki de yapraklar artık yeisiz hışırdamaz olacak, sürünüşleriyle ormana ağıtlar yakan yılanlar, o ağıtların ardından ormanı neşeye boğan cırcırböcekleri ve ormanın dinginliğini sırtlayan aheste yürüyüştü kaplumbağaları da göremeyeceğiz. Belki de, içimizden tüm ormanı ve canlıları kucaklamak ne zaman geçerse işte doğa o zaman yitirilen bir şey olmak-tan çıkacak ve biz de eski zamanlara yanmak zorunda kalmayacağız.

Sait Faik’in de Son Kuşlar adlı öyküsünde dediği gibi, ;“Dünya değişiyor dostlarım. Günün birinde gökyüzünde güz mevsiminde artık esmer lekeler görmeyeceksiniz. Günün birinde yol ke-narlarında toprak anamızın koyu yeşil saçlarım da görmeyeceksiniz. Bizim için değil ama, çocuklar, sizin için kötü olacak. Biz kuşlan ve yeşillikleri çok gördük. Sizin için kötü olacak. Benden hikayesi.” Belki de.

Su kirlenmesin diye elini nehirde yıkamayan, düşen bir yaprak için yazıklanan, gidip o yaprağın düştüğü ağaca teselli gibi sarılıp ağlayan in-sanlar gerçekten var oldu mu bilinmez, ama gözdür, dolanır ormanda, unutmayalım!

Erkan Aslan
(06.11.2012 tarihli SoL Gazetesi Kitap Eki)


Kitabın Künyesi
Ve Bir Pars, Hüzünle Kaybolur
Faruk Duman
Can Yayınları / Roman Dizisi
İstanbul 2012
104 sayfa


Arşiv