Fas yolcularıyla mezar yolcuları / Ali Topuz

Cezasızlık, bir devlet kültürüdür. Adalete bakmadan kimin suçlu kimin suçsuz olduğuna karar veren kültür. Kimin Fas'a kimin mezara yollanacağına karar veren kültür.

Bazı yurttaşların ölümünün ölüm sayılmadığı bir ülke olabilir mi? Bazı kişilerin cinayetinin cinayet sayılmadığı? “Adalet”ten dem vuran hiçbir idare bunu kabul etmez. Ne yapar? İki yol var, ilki malum: Arar, tarar, faili, delili bulur, kararı bekler. Kendi kararını değil, yargı kararını. 
Peki bir buçuk ayda 11 yurttaşın gözü çıktı, yakın mesafeden nişan alan herhangi bir polise işlem yapıldı mı? Bilmiyoruz. 

Abdullah Cömert’in katili kim? Kim bilir, devlet en ufak bir bilgi vermiyor Arayan var mı? Bilmiyoruz. 

Ethem Sarısülük meselesini biliyoruz: Vuran polis meşru müdafaadan kurtardı, geriye prosedür kaldı. Hükümetin, devletin çeşitli düzeylerde yetkilileri, daha ortada mahkeme yokken, meşru müdafaayı ilan ettiler. 

Ali İsmail Korkmaz’ın katilleri bulunacak mı? Kamuoyu baskısıyla bir çaba varmış gibi. Komada olduğu 37 gün soruşturma yapılmayışına ne demeli? Mağdur mu sayılmadı? Aramızdan 10 Temmuz’da kaydı gitti bakmaya utandıran o güzel gülüşlü fotoğraflarını bırakarak. 

Yeni öğreniyoruz ki hunharca saldırıya uğradığı gün polise gidip anlatmış başına gelenleri, polisten dayak yiyen birinin anlatabileceği kadar. Peki ne olmuş? Kimi gerçekten polis, kimi kendine polis süsü veren, kimi de “devlete millete bağlı” ama cana, erdeme, ahlaka hiç bağlı olmayan kişiler tarafından ağır biçimde dövülmüş, sonra 37 gün yaşam savaşı vermiş birinin ifadesi, polisi failleri bulmaya mı yöneltmiş? Ne gezer! 

Görevlileri ve dolayısıyla kendisi suçlamalarla karşı karşıya kalan devletin bir yolu daha var: Şu ünlü cezasızlık yolu. Eski bir yol. 

O eskiye gidelim az, 4 Şubat 1329’a. İttihat ve Terakki iktidarda. Hızla bir şeyler yapmak arzusuyla yanıyor. Ayağına hukuk adalet filan gibi şeylerin dolanmasını istemiyor. Hangi iktidar istemiş ki? Bir yasa yapıyor: “Memurin Muhakematı Hakkında Kanunu Muvakkat.” Memurların yargılamasına dair geçici kanun. Geçici ya 1913’ten 1999 sonlarına kadar, 86 yıl kadar kalır. 2000’lere giderken yerini 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun’a brakır. 

O kanun, “görev yaparken kendilerini baskı altında hissetmesinler” diye kendisi gibi cevval devlet memurlarını çok güçlü bir dokunulmazlık zırhıyla koruyordu. Özetle, amirleri, yani devlet istemezse kimse yargılanmaz. Yenisinde de fazla değişiklik yok: Zırh inceldi, işlemeleri güzelleşti, biraz elbiseye benzedi, ama yine zırh olarak duruyor. 

Koca bir yüzyılı, katliamlar, pogromlar eşliğinde kat edip bugüne ulaşan bu kanun, sadece devlet memurlarını korumakla kalmaz, devlete hakim zihniyeti ele verir: Kamu görevlilerinin işledikleri suçların suç olması için, devletin buna karar vermesi gerekir. Çünkü bu devlet, toplumdan da, adaletten de büyüktür, görevlileriyle birlikte. Büyüklüğünü de hangi suçların suç, hangi cinayetlerin cinayet olduğuna kendi karar vererek gösterir. Kimin Fas’a, kimin mezara yollanacağına karar verirken gösterdiği gibi.

Kaynak: http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ali_topuz/fas_yolculariyla_mezar_yolculari-1142121

Arşiv